attıp tutuyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
attıp tutuyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2013 Pazartesi

Gezi Parkı Bahane

Nereden başlasam Bebi;

En büyük hayalim ileride bu günlüğü okuduğunu düşünmek.
Şimdi yazacaklarımı da annem babam birebir yaşadı diye iliklerine kadar hissetmen için uzun uzun yazacağım.
Nede olsa bizden sonrakiler için şimdi tarihi biz yazıyoruz.
O vakit yalan yanlış taraflı medyanın yazdıklarını değil bizzat kendi kaleme aldıklarım sana kalsın dedim.

Olay Taksimdeki Gezi Park'ında ağaçların sökülüp yerlerine avm vb gereksiz işler yapılmasını protesto eden her doğa olayındaki gibi bir kaç insanla başladı..
Başbakan Tayyip Erdoğan orayı kimlere peşkeş çekmişti ki  hepi topu 20-25 kişiyle başlayan safiyane eyleme adeta şahsi askeri olan polisîyle en yüksek tepkiyle karşılık verdi.
Onlarda emir kuluydu abandıkça abandılar protestoculara. Polis'in "dağıt değil" bilakis "vur emri " almışcasına uyguladığı kontrolsüz güç, konuya ilgisi olan olmayan herkesi topladı gezi parkına.

Sosyal medyada örgütlenen (twitter, facebook ) halk Oturma eylemi yaptı parkın içinde. Çadırlar kurdular, gece bekçisi oldular, salıncaklar kurup çekirdek çitlediler, su böreği yediler, kitap okudular parkın içinde. Bak dikkatini çekerim herhangibir taşkınlık olmaksızın parkta yaşayıp nöbet tuttular ağaçlar kesilmesin diye. Ve bir sabah uyandıklarında çadırları yandı, aniden gaz dumanına maruz kaldılar.

Ne olduklarını ilkinde oldugu gibi yine şaşırdılar. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın demeçleri havada uçuştu.
3-5 çapulcunun lafıyla hareket etmeyeceğini söylüyordu.

Başta herkesin tek derdi ağaçtı ama diktatör tavırlar ben ne dersem o olur cümleleri hepimizi çığrından çıkarıp  sivil bir direnişe çevirdi olayı. Bu sırada twiiter'dan an be an Polis'in halkın yanında değil karşısında yer aldığı yüzbinlerce fotoğraf düşüyordu önümüze. Taksim'de insanlar tartaklanıyor, kadınlara çocuklara gaz bombaları atıyordu polis. İStiklal caddesi savaş alanı gibiydi annecim. Tüm bunlar olurken ulusal basın ve hiç bir tv kanalı olayları göstermiyordu. Herkes Tayyip Erdoğan'a göbeğinden bağlı olduğu için tek kare görüntü vermiyordu kanallar. Yıl 1956 değil 2013.  Yani evinde twitter veya facebook'u olmayan kimse ki bu büyük bir çoğunluğa tekabül ediyor kimse olaylardan haberdar değildi. CNNTURK, HaberTURK, NTV hepsine kızgınız.

 Tematik haber kanalı oldukları halde gösteremediler yaşananları. Sen g.t korkusu de ben yalakalık diyeyim anneciğim.

Biz babanla hafta içi katılamasak da #sivildirenis'e c.tesi bagdat caddesinde onbinlerle birlikte yürüdük sen de vardın yanımızda. Starbucks İstiklal caddesi'nde savunmasız masum halk polis tarafından gaz bombası yerken sığınmak için kendisine koşanları içeri almadı. Kepenklerini kapatıp kıyama göz yumdular. Bagdat caddesi senin döneminde nasıl olur bilmiyorum ama bu dönemde çok popüler bir ilçe, cadde'deki tüm starbucksları halkın creme de la creme tayfası hepsini tek tek kapattırdı. Pazar da beşiktaş'a gittik. Direniş'in 4. günü olmasına rağmen halk akın akın meydanı dolduruyordu. Sen yine yanımızdaydın. Sabah çıktık akşam girdik eve dumanı da yedik korkuyuda hissettik. Ama direndik.

 Ne için? Amaç ağaç değildi artık ama hükümeti de devirmek değildi tabii ki. Amaç; nerede içki içip içemeyeceğinden, çocuk doğurmama özgürlüğüne kadar atacağı her adıma karışan ve egosu kendinden büyük bir adama karşı birlik beraberlik içinde olmaktı.
Olduk da anneciğim. kar topu gibi büyüdük. Tek yürek oldu halk. hiç bir televizyon kanalı olmadan tamamen twitter ve fbook üzerinden başlayan sivildireniş 80 küsür il'i olan Türkiye'de ve dünyada yankı uyandırdı. Madonna bile destek çağrısı yaptı. Türkiye'de 48 il'de 90 ayrı protesto yapıldı günlerce!
Düşün Türkiye'nin yarısı demek!


Bu arada hükümetten çıt çıkmıyordu ama sivil direniş'in olduğu heryere kısıtlamalar geliyordu. Ulaşımı kaldırdılar taksim'e insanlar yürüdü. Barikat kurdular polisler, insanlar aştı. Sabaha karşı gün ışırken insanlar boğaz köprüsünü yürüyerek geçti. Tayyip Erdoğan ortada olup açıklama yapmasa da 3 gün boyunca kısıtlamaları mobese kameralarını kapatarak, interneti 3G'yi keserek insanların birbiriyle iletişim kurmamasını sağlıyordu.

Ve 4.gün bir açıklama geldi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül  ;
Taksim’deki olaylara ilişkin bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Gül, “Sükunetin sağlanması ve konunun yeniden bizlere yakışır bir şekilde tartışılarak neticelendirilmesi için herkesin üzerine düşeni ivedilikle yapacağına inanıyorum” dedi. 
Taksim’deki olaylara ilişkin yaptığı basın açıklamasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, şu ifadeleri kullandı: “Demokrasiye, çoğulculuğa ve hukukun üstünlüğüne inanan ve bu yolda daha fazla mesafe kat etme azminde olan Türkiye’de, pek çok farklı düşüncenin, bakış açısının olması, önemli konularda farklı yorumların, yaklaşımların, görüşlerin ortaya çıkması gayet tabidir. Bu, demokratik bir toplumun en büyük zenginliğidir. Esas önemli olan medeni bir şekilde tartışabilmektir: Diyaloga açık olmak, farklı görüşlere kulak verebilmektir. Demokratik bir toplumda, tepkiler istismara mahal vermeyecek şekilde, kurallara uyarak, sağduyu ve sükunet ile verilebilmeli; buna mukabil, yönetenler de, farklı düşüncelere ve kaygılara kulak vermek için daha çok çaba sarf etmelidir.” 
Cumhurbaşkanı Gül, açıklamasına, “Taksim’de bir kaç günden bu yana devam eden ve maalesef dün itibarıyla kaygı verici bir noktaya gelen olayların yatışması için hepimize düşen, daha fazla olgunluktur. Güvenlik güçlerimiz, görevlerini yerine getirirken her zamankinden daha fazla ihtimam göstermeli, müdahalelerinde ölçülü olmaya dikkat etmeli, üzücü görüntülerin ortaya çıkmasına izin vermemelidir” şeklinde devam etti. 
Cumhurbaşkanı Gül, açıklamasını, “Bu sabah başta Sayın Başbakan olmak üzere ilgili hükümet ve devlet yetkilileri ile görüşerek bu hususları kendileriyle de paylaştım. Sükunetin sağlanması ve konunun yeniden bizlere yakışır bir şekilde tartışılarak neticelendirilmesi için herkesin üzerine düşeni ivedilikle yapacağına inanıyorum” diyerek tamamladı.
Cumhurbaşkanı'nın tüm iyi niyetli halkı sağduyuya çağıran ılımlı mesajına rağmen. Gözünü hırs ve ego bürümüş Başbakan Tayyip Erdoğan ise .

  • Sandıkta AK Parti'yi mağlup edemeyenler bu yollarla AK Parti'yi nasıl mağlup ederim onun planlarını yapıyor.
  • Tencere tava hep aynı hava biz bunları önceden de gördük.
  • Partimin tabanı da 'Biz bunlara karşı sessiz mi kalacağız' diye sürekli bizi aradılar ama biz sakin durduk.
  • Onlar Taksim'e 20 bin kişi çıkardıysa, ben 500 bin kişiyi Kazlıçeşme'ye çıkarırım. Böyle bir imkanımız, gücümüz var.
  • verdiği demeçlerle bir başbakandan çok kabadayı uslubuyla ortamı germeye devam etti.

    1. Televizyon'da bir kare bile gösterilmediği için sabah işe giderken servis'te neredeyse herkesle görüş ayrılığına düştüm. çünkü okumuş güya ki aydın ama internetten uzak çoğunluk, insanların yakıp yıkıp, ekonomiyi mahvettiğini, pire için yorgan yanktıgını, zaten de başbakanın ağacı taşıyacağını, neden velvele yapıldığını sorgulayan cümlelerine karşı savaştım.

    Ve annecim sonunda kazandık. Parkı değil belki ama milletçe uyanışımızı, birlik beraberliğimizi, gücümüzü, tek bilek tek yürek oluşumuzu kazandık. Bu da sırtımızı yere getirmez!!

    29 Mart 2012 Perşembe

    Duygusal mı realist mi

    Duygusallık mı, realistlik mi adını tam koyamıyorum.

    Ama gerçeği arıyorum ben, her dokunduğum, dinlediğim, hissettiklerimde.

    Mesela fantastik filmleri hiç izleyemem hep aklım,  aslında onun öyle olmadığı gerçeğine takılıp kaldığı için giremem o dünyaya. Mavi suratlı adam ordan oraya uçarken gayet tepkisiz kalabilirim.

    Şimdi gene gerçek hayatta sorguladıklarım var, gerçek ya da doğru kim?

    İnsanları anlamak ne kadar zor.

    İşlerine, hırslarına, egolarına, karakteri oturmamış kim nereye çekerse oraya gidencilere, daha dün akıl verdiğin insanların bu gün sana o aklı satmaya çalışma çabalarına ya da etrafında kendi fikriymiş gibi anlatma hallerine, mütevaziliği bilmeyenlere alışmak mı sahteliği anladığın an sıyrılmak mı?

    24 Ekim 2011 Pazartesi

    4 ay Geçti

    Güne mutlu uyanmayı özledim desem..

    Bebi bu gün tam 4 aylık. Onu gözümüzden sakınalı 4ay geçti. Supermario geçen dediki o bize değil biz ona muhtacız. Düşünsene yanımızda olmadığını o gene alışır, bak bırakıyoruz sabahları babaannesine farketmeden yokluğumuzu kalıyor, ya biz akşam delirircesine seviyoruz yanında olamadığımıza üzülüyoruz işte o yüzden biz onsuzluğa alışabilirmiyiz o kokuyu aldık birkere bırakabilir miyiz? İşte tam da böyle. 4 ay alışmak için çokk büyük bir zaman..

    Dün işte ülkem gene kan gölüydü. Türkiye tarihinin 3. büyük depremini Van Erciş'de 7.2'lik bir koca bir yıkımla binlerce yaralı yüzlerce ölümle kabus gibiydi.

    İşte orada bir haber kanalında gördüm 4 aylık bebeği ve karısı enkaz altında kalan adam hüngür hüngür ağlıyordu. İçimden birşeyler koptu boğazımda hala yutağamadığım bir yumru. Gözyaşlarım durmadan aktı. Hakikaten artık hiçbirşey olmamış gibi davranmak Ayıp. Gerek sosyal yaşamda gerek sosyal medya'da iki deprem 1 şehitleri dilinde manşet yapıp farklı mecralarda hiç olmamış gibi yapmanın zamanı değil.. Ne yapabilirsek elimizden ne gelirse yapmalıyız. Çoğu karo şirketi enkaz bölgesine gönderilen kargolardan ücret almıyor. Çocuklarının olmayan giysilerini göndermek, kendi kıyafetlerimizden göndermek hiç de zor değil.
    Kimse sıcak yatağında rahat yatmamalı bu kişisel vicdan olayı değil artık İnsanlık vicdanı.

    20 Ekim 2011 Perşembe

    Sen Ben O konuşmazsak ?

    Türkiye bu acıyı yıllardır çekiyor. Her gün bir askerimiz "hiç için" ölüyor. Savaş çıksa eminim kayıplarımız bu kadar fazla olmaz. 2 gündür Türkiye yas'ta. Hakkari Çukurca'da tam 26 asker şehit oldu 22 asker yaralı. 1993 yılında Bingöl'e yapılan hain saldırıda verilen 33 şehitten sonra en büyük kayıp.

    Neredeyse her il'de insanlar toplanıp yürüyüş yaptılar protesto etmek için. Adı resmi makamlarca konmasada bireysel olarak herkes yasta. Hep diyorum bu kadar demokrasi bizim ülkemize fazla. Neymiş infial olmasınmış sağ duyulu olalımmış herkes acısını içinde yaşasınmış. Hayır ne münasebet sesimizi çıkaracağız. 99 yılında Serdar Ortaç "bilinmeyen dil"in propagandasını yapan adama karşı sahnede 10.yıl Marşını söylemiş ve belkide hayatı boyunca yaptığı en haklı hareketi günümüzde bu "çok seslilik" yüzünden çıkan tepkilerden çekinerek gençlikti hataydı diye açıklayarak dolanır olmuş. Öyle sindirdilerki artık verdiğimiz tepkilerden utanır olduk.

    O zaman ki Başbakan Bülent Ecevit hükümeti 1999 yılında Genel Kurmaydan giden özel tim istihbarat ekipleri ile  Kenya'nın başkenti Nairobi'deki Yunan Büyükelçiliği'ne sığınan "köpeği" İstanbul'a getirdiklerinde nereden bilebilirlerdi 12yıl boyunca pışpışlanarak kendine özel bir ada'da kuş sütüyle besleneceğini. Şuan hala kaçak olsaydı en azından g.t korkusu olurdu şimdi içerden sıcak sıcak herşeyi yönlendiriyor. O bebek katiliyle aynı havayı solumak kanıma dokunuyor Ülkem adına acizliğimiz kanıma dokunuyor. Dünya birbirine kafa tutuyor Fransa hiç alakası yokken Libya'ya saldırma hakkını kendinde görüyor, Amerika heryeri talan edebiliyor biz canımızı yakan adamı elimizde yandaşlarıyla birlikte meclise kadar sokup adına da özgürlük diyip ona buna yaranmaya çalışıyoruz.

    Yeter  hakikaten bu eziklik.

    20 Aralık 2010 Pazartesi

    Bi Sussalar

    Bilinmeyen dil.. bu aralar gündemim bu. Öyle rahatsız ediyor öyle sıkıyor ki beni.
    Güneydoğu Anadolu Bölgesi resmen fokur fokur kaynıyor. Çok tatsız şeyler dönüyor Ülke'de. Demokrasiyi nekadar verirsen daha fazlasını istemek olduğunu sanan mozaiğin parçası kabul ettiklerimiz her geçen gün sınırlarını aşıyorlar.

    Çaresizce izlemek, şımarıkca uzatılan mikrofonlara bilinmeyen dille hitap etmek.. Patronlar Klubü başkanı coştu. Bukadar hassas günlerde bukadar pervasızca davranmak zaten gaz almak için bekleyen insanlara cesaret vermek inanılır gibi değil.

    Hergün bir il'de bu yüzden araçlar taşlanıp işyerleri yakılıyor. Kanallar olayın reytinginin farkında 32.gün'den, siyaset meydanı'na kadar hepsi sözde masaya yatırıyorlar. Öyle ya nekadar sözde dilin adı geçerse okadar reyting. Bahçeli, konuştukça yüreğime biraz olsun su serpiliyor. Milli irade, sivil toplum örgütlerinin harekete geçmesi için evlerimizin başımıza mı yıkılması lazım. Neden kimse tepki göstermiyor bu propagandaya. Yazık ya cidden yazık.

    11 Ağustos 2010 Çarşamba

    Başladık Vira

    Sıcak havaların son birkaç yıldır değişmez misafiri Ramazan ayı. Gitmeyede niyeti yok gibi daha bir kaçyıl.
    Ananem anlatırdı sıcaklarda asıl Ramazan'a Ramazan derim, hem çalışır hem tutardık diye.

    Bugun itibariyle başladık oruç tutmaya. Ramazan ayı anlamına yakışır geçmiyordu üstüne yüklenen anlamsız sıfatlarla. Her akşam haber yapmak adına açlık ve sıcak sınırında gidip gelen belkide ağır çalışma şartlarında Oruç tutan insanları alacakları rayting uğruna devamlı kavgacı gösteren Ana Haber Bültenleri, her yaptığı olumsuzluğu oruç tutmasına bağlayan cahil zihniyetde cabası.

    Oruç tutarak 11 ay hınçla doldurduğumuz vücudumuzu  1 ay nadasa bıraktığımızı, dünya'nın birçok yerinde ne yazıkki aynı yaşam şartlarına sahip olmadığımız yoksul bir lokma ekmeğe muhtaç insanları anlayabildiğimizi, İrademize sahip olabildiğimizi, gösteriş ve şaşa'dan uzak kalarak ruhumuzu arındırdığımızı unutmadan ve "evet tutuyorum" demenin mahalle baskısı olmaksızın rahatça söylendiği nice hayırlı ramazanlar olsun.

    29 Haziran 2010 Salı

    Takım Ruhu Faso Fiso

    Bilmem ben öyle görmedim. Ne varsa taşın altına el birlikte sokulur. Başarıda paylaşılır mağlubiyette. Arkadaşlıktada biz'dir aşk'ta da iş'te de, hayatta da
    Aslında hiç bir katkısı olmadığı halde başarılara ortak edilmiş insanlar, birgün bunun karşı tarafın mütevazi oluşundan olduğunu unutup kendilerini cidden kahraman sanarlar ya. Ne gariptir. Ne gülünesi. Hayır sen birşey yapmadın'ı ima ettiğinde aslan olur enik parçası. Ozaman ne söyleyebilirsinki Balonu şişiren sensin.

    Hayatımın istisnasız her yanlışı buna çıkar. İnsanlara kendilerini fazla özel hissettirmemden. Ama bu özel yaptığım birşey değil ki. Ben arkadaşıma tek o arkadaşımmış başka biri yokmuş gibi davranırım, sevgilime hayat onun etrafında dönüyor gibi hissettiririm, İş yerime burası olmazsa olmazmışım gibi.
    Temeli çok değer vermeye kırmamaya dayalı sanırım.

    Ve tüm handikap burada başlar, benim aslında yere göğe koyamadığım hernevarsa, yukardan bana el sallamaya başlar. Her defasında derim kendime bu sefer çer çöp gibi davranıcam insanlara diye ama olmaz. Gene planlar yaparım, hayaller kurarım dahil ederim sonra bir bakarım adım geçmez.

    Şu zamana kadar herşeyi biz diye söylediğim için bir baktım "ben" yok olmuş. Ben değince ağır gelmiş karşı tarafa. Sanki en hrçın yanını göstermiş yada olmayanı söylemişsin  gibi karşılamış doğruları. Ben demeyi ve insanları olduklarından daha fazla olmadıklarına alıştırmam lazım.

    fotoğraf

    28 Mayıs 2010 Cuma

    Şu sıralar Yorumlar

    İçimdeki dışımdaki herşey için,

     bayılıyorum, Rihanna Hard

    Gandi Kemal'in taze kan haline seviniyor, basının bukadar pompalamasına Şaşırıyorum

    Supermario'nun işyerine hala senelik tatillerini belirlemedikleri için Kızıyorum.

    Barış Manço'nun oğlu Batıkan'ın haline Acıyorum. Nasıl bir psikolojik baskı ki tertemiz cocuk babası gibi olmak zorunda hissetmiş kendini öyle dolanıyor bir numara büyük her haretketi üzerine.

    Ayça'lar tatile çıkıyorlar hala tatil planı yapmamış biri olarak kıskanıyorum

    Haftaya pazartesi 2. evlilik yıldönümümüz nasıl geçmiş 2 sene inanamıyorum

    Konser için heyecanlanıyorum

    Bugun 52,5 kg olmuşum sırıtık dolaşıyorum.

    16 Nisan 2010 Cuma

    Arkadaş Dediğin

    İnsan arkadaşları arasında ayrım yapabilir mi?
    Yapar, sapla samanı bir arada tutmamalı zaten.
    Benim kişisel yaptırımım herzaman ;
    Kimseye tama etmem laf olsun diye çekmem.
    Gerçekten iyi vakit geçirmiyorsam arkadaşım olsun çevrem geniş dursun diye yanında olmam.

    Sohbet edebilmek hele, ne önemlidir.
    Kısır bir döngüde saplanıp kalmadan herşeyden konuşabilmek.

    Birde şöyle tipler vardır virgülsüz konuşanlar, hep kendi anlatsın ister konuşsun konuşsun
    sen yalnızca dinle, arada onayla, o nefes alırken iki kelime sıkıştırırsan ne ala..

    Ya da kendini övenler bizzat olmasada imayla kendini iyi yaptıgını beynine enjekte edenler,
    hep birilerinin onu kıskandıgını düşünenler ne giyse ne yapsa olay oldugunu zannedenler.

    Birde sohbetleri sıkıcı olanlar, of nefesimi kesiyorlar. Kendilerine göre cok eğlenceliler, aranan insanlar.
    Sözlükteki tozlu kelimelerden az kullanılanlarını ezberleyip sıkca tekrar edince kendini zeki sananlar,
    noktasız cümle kurunca çok önemli şeyler söylediğini zannedenler.

    Tanıdıgım çok insan var arkadaş titrinde ama  Arkadaşım dediğim gerçekten kafamın uyuştugu istediğim makarayı yaptıgım kibirsiz yalın duru bir elin parmaklarını geçmez.

    Hayatımızı güzelleştirecek insanlar hep yanımızda olsun.

    12 Şubat 2010 Cuma

    İlk Defa Bloglar Hakkında

    Herşeyi burdan bloglardan takip ediyorum, acayip zevk alıyorum blogların herbirinden, Normalde hayatlarımızın kesişme ihtimali olmayan uzaklardan tanıdıklarım oluyor zevkle takip ediyorum yazdıklarını, tavsiye ettiklerini, fikirlerini, gazeteler falan hikaye kaldı yani Blogmania :)

    Ama samimi değil tabi herkes, Herkes şunu sorun söylerim, buna yardım edeyim, her yazıda zıp diye  alakalı alakasız " anacım kuzucum" triplerinde, Süpersiniz cok yardım seversiniz ,Ama bakıyorsun günde minimum 1000'den fazla tıklanıyor sitesi kimsenin linkini vermiyor blogrollunda, ayrıca sayfa acıyor oraya ekliyor yada en görünmiycek yere koyuyor linkleri yırtsan bulamazsın baskalarına ulasacak adres. 

    Yani bu iş böyle ilerlemiyor mu sen birini okuyorsun onda baska birini görüyorsun ona zıplıyorsun derken bir sirkülasyon oluşuyor, illa herkesi yazmak istemeyebilirsin benimde öncelik sıralarım var herkesin oldugunu gibi ona göre koyarsın ama illaki bir ucundan yer verirsin öyle yada böyle.

    Nerde kaldı samimiyet. Hani herkesi cok seviyordun ,hani herkesle özelden cepten mailden heryerden sarmaşık gibi konusuyordun..Herkes herkesi aynı oranda sevmez yani doğaya aykırı ama -mış gibi yapıp insan avlamanın da manası yok.  Bilmiyorum bana samimi gelmiyor gelmedi gelmiycekte. Gurur duyuyorum sevdiğim bloglar yazılı basına  çıkıyor tüm blogları temsil gibi görüyorum ben onları ama işte sapla saman ayırmak lazım.

    Laçin'i tenzih ediyorum herzaman mütevaziliğini koruyarak 50 - 60 online gördüğüm nadir sitelerden olup linkleri kimseyi ayırmadan acar acmaz ilk görülecek yere yerleştiriyor ilkgün nasılsa 07'den beri takip ediyorum onu bugunde öyle bukadar popülerleşmesine rağmen samimiyeti canım cicimde değil paylaşımda oldugunu hissettiren nadir bloglardan.

    Yani ben istediğime yazarım onlar bana yazsın ,takip ettiğim blogları kimse görmesin diyede düşünebilirsin anlarım onu ama ozaman ahkam kesme bloglar hakkında, önce konusup canım cicim deyip sonra diğerine gidip   sen süpersin ötekine gidip sen daha süpersin diye gaz verme.

    Huyum kurusun hiçbirşeye banane deyip geçemiyorum.

    Kişisel günlüğüm bura" bizden" baska birşeye hiç yer vermedim ama yazasım geldi,:)
    ---
    15 şubat ekleme: aynı fikirde oldugunuzu yazdıgınız maillerinizle tek olmadıgımı zaten biliyordum ama hakikaten böyle destek geleceğini düşünmemiştim. Aynı frekansda olmak güzel birşey hakikaten..

    11 Şubat 2010 Perşembe

    Herşey Var, Bizde Olsaydık

    Çok eğlendiriyor Baykal'la, Erdoğan'ın atışmaları. Yılmaz Erdoğan'la Demet Akbağ'ın
    " Haybeden Gerçek Üstü Aşk" oyununa  gitmiştik geçen yıl, uzun süreli  ilişkilerde "la" desen "lö" anlama işini süper ti'ye almışlardı. İktidar'la muhalefet'in şuanki atışmaları onların tiyatrosunu aratmayacak cinsden. Birde bukadar laf sözden sonra bir toplantı açılış vs olunca aynı masada oturup yemek yemiyorlar mı bayılıyorum samimiyet dediğin böyle olur orda atıcan, burda tutucan yemek yiyeceksin süpersiniz devam:))!Akşam çok eğleniyoruz Haber bülteni değil komedi Club mübarek.
    Canım Sevgilim, bugün Api'sinin arada sancı yapması yüzünden dr.'a gidiyor bakalım, pimpirikli biraz  bazen ummadıgım seylere öyle cok takıyor ki.

    Gecen haftasonu evde su yoktu, Sabah işe gitti sonra kapı acıldı uyku arısı kimo dedim sanki kim olacaksa, bişi unutmuşum cıkıyorum aşkım dedi. Ben uyumaya devam ettim,uyandıktan sonra farketmedim 2saat sonra kapının yanında 10lt su üzerinde tabloren sıkıştırmış büyükboy..
    Çok seviyorum 8.yılımıza 1ay kaldı, İyiki çok sevmişiz birbirimizi,İyiki..

    Şu sıralar işyerinde işlerimi öyle boşluyorum ki, yani elim bir dolanıcak bir gün toparlayamayacagım. Notlarımı almıyorum sonra arıyorum düşünüyorum neydi kimdi diye. Pek sorumsuzum. Ajandamın sayfaları boş duruyor.

    Borusan Filarmoni Orkestrası ile Cem Yılmaz'ın buluşmasına Supermario bilet bakmış kaç hafta önce almamış vazgeçmiş, dün akşam söyledi ne kızdım alsana ben böyle süprisler istiyorum diye:D
    Lost ve nargile ile gece kapanışı:)